Anneler Günü gelip geçiyor. Sosyal medya kutlamaları, çiçekler, reklamlarda “fedakar anne” vurgusu dört bir yanı sarıyor. Peki, gerçekten kutlayabiliyor muyuz anneleri? Ya da şöyle soralım; Bu ülkede anne olmak, kadın olmak neden bu kadar zor?
Çünkü bu ülkede anne olmak, yalnızca doğurmak değil. Tencerede yemeği kaynatmak için hesap yapmak, çocuğun okul masrafını nasıl çıkaracağını kara kara düşünmek, iş bulamayan evladının gözlerine umutla bakabilmek demek. Çoğu zaman da sessiz bir mücadele demek. Ne sesi duyulur ne emeği görülür.
Kadın olmak ise ayrı bir savaş. Hem çalışacaksın, hem evin yükünü taşıyacaksın, hem de sokakta yürürken arkanı kollayacaksın. Toplumun beklentileriyle, cinsiyet rolleriyle, ekonomik eşitsizlikle, şiddetle mücadele edeceksin. Başarılıysan “şımarık”, sessizsen “ezik”, dik duruyorsan “saygısız” olacaksın. Hep bir etiket, hep bir yargı.
Devlet politikaları ise kadını yalnız bırakmış durumda. Güvenlik yok, adalet yok. “Aile kutsaldır” diyenler, o ailenin omurgası olan kadını yok sayıyor. Ekonomik kriz derinleştikçe ilk gözden çıkarılanlar kadınlar, ilk gözyaşı dökenler anneler oluyor.
Anneler Günü bir kutlama değil bu yüzden artık, bir hatırlatma. “Bizi alkışlamayın, yükümüzü hafifletin,” diyor kadınlar. “Çiçek istemiyoruz, eşitlik istiyoruz. Sessiz kalmayın,” diyor anneler.
Ve biz, gerçekten anneleri onurlandırmak istiyorsak, önce onların sesine kulak vermeliyiz. Bu ülkede kadın olmak zor, çünkü sistem yükü eşit paylaşmıyor. Çünkü kadınlar hem çalışıyor, hem susuyor, hem direniyor. Yani aslında hepimiz için direniyor.
Anneler Günü’nde süslü sözleri değil, annelerin gerçek sorunlarını konuşmalıyız. Çünkü omuzlarındaki yük her geçen gün daha da ağırlaşıyor.